ÜSTE TÜKÜRSEN BIYIK ALTA TÜKÜRSEN SAKAL


Birbirinden beter iki seçenek arasında kaldığında derler ki “ üste tükürsen bıyık alta tükürsen sakal” Şu sıralar Türkiye’de durum ,  bizim gibi çağdaş zihniyet açısından aynen böyle. Üste tükür Fettullah  alta tükür  dini kullanan  ne idüğü belirsiz bir menfaat gurubu. Rezalet…… Ve en kötüsü kim kimdir? Amacı nedir? Kim için çalışır? Belli değil. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Şaşkınlıkla kızgınlık arasında garip bir his ile haberleri izliyor gündemi takip etmeye çalışıyorum.

Yıllardır canımızı yakan polisler yakalanıyor sevinelim mi üzülelim mi bilemiyorum. Senelerdir söylediklerimizi,  anlatmaya çalıştıklarımızı bizi asla duymayan adam şu an avaz avaz bağırarak millete  aynı şeyleri söylüyor. Ama sakın aldanmayın hakkı senelerdir yenmiş hayatı  mahvolmuş kişilerin veya ailelerin lehine değil kendi yaptıklarının ortaya çıkmaması için çalışıyor ve başarılı da oluyor.

Çok sevdiğim bir hikaye vardır. Devamlı zihnimde dönüp duruyor.

“Bir gün çölde bir bedevi devesi ile seyahat ediyormuş. Birden karşısına bir adam çıkmış. “Çok susadım bana biraz su verir misin? “ diye sormuş. Bedevi hemen devesinden aşağıya atlamış ve ancak kendine kadar olan suyu  adamla paylaşmak üzere su matarasını adama doğru uzatmış ki adam aniden bedeviyi bıçaklayarak suyunu , parasını ve devesini alarak uzaklaşmaya başlamış. Yerde kanlar içinde yatan adam son bir gayret ile  bağırmış.

 

“Bana bak oğlum. Şimdi şehre gideceksin. Sakın ola bu olayı kimseye anlatma….”  Adam şaşırmış. 

“Neden ki?”

“Çünkü bir daha kimse çölde gerçekten susamış birisine su vermez” demiş.

Biz aynen bu bedevi gibiyiz. İster dinli, ister dinsiz, ister ocu ister bucu olsun siyasetçiler tarafından o kadar çok bıçaklandık ki. Kime su vermemiz gerektiğini şaşırdık.

Ama unutmayalım ki biz neysek siyasetçimiz de o, sanayicimiz de o , öğretmenimiz de, patronumuz da işçimiz de o….. Onun için hepimiz ilk olarak kendimizi sorguya çekmeli, değerlerimizi gözden geçirmeli ve aklımızı kullanarak doğru kararlar vermeli lüzumsuz protestolarla, bağırıp çağırmakla, ego tatmin etmek ve duygusal fanatizmin girdabında yok olmakla meşguliyeti bırakarak  üretime geçmeliyiz. 

Kaliteli, değerli,  fikirler,  projeler,  eserler üretmeliyiz. Güçlü olmalıyız… Evrende her şey vardır. İyi de kötü de, aydınlık da karanlık da , mikrop da şifa da. Sen neyi istersen o seninle olur. Bağışıklık sistemin güçlü olduğu zaman mikrop seni etkileyemez şifa ile birlikte yaşarsın. Bağışıklık sistemin zayıfsa mikrop seni etkiler hastalık ile birlikte yaşarsın. Bu durumda ne hastalığa ne de mikroba kızma hakkın yoktur. Tek sorumlu vardır. O da bağışıklık sistemini güçlendirmeyen sen. 

Şu an yaşadıklarımız şu ana kadar yaptıklarımızın sonucu. Bundan sonra yaşayacaklarımız ise şu an itibariyle yapacaklarımızın sonucu olacak.

Tavsiyem:

Duygularımızı ve egomuzu bir kenara bırakalım. Evrensel değerlere yeniden sarılarak dürüst ,doğru kendini değil bütünü düşünen bir insan olalım ve üretime geçelim. Kararlarımızı aklın  ışığında alalım. Olayları ayırt ederek zamana, mekana, şartlara  göre kararlar alalım. Farklılıklara değer verelim.

Kısacası evrenin ilahi müziğiyle kendi dansımızı ederken aynı müzikle herkesin yaptığı kendi dansına saygı duyalım sadece bir şartla  bu güzel danslarımızı ederken birbirimizin ayağına basmayalım…….

SEVGİYLE KALIN COŞKUYLA YAŞAYIN….

BİHİN EDİGE.

Geri Dön